31 Ocak 2010 Pazar

şeref tribününe ironik başkan

bugün yapılacak kongrede beni umutlandıran tek şey ibra oylaması yapılırken, oyların sayım şekli ile ilgili tartışmaların, itirazların yaşandığı haberidir. bu şu demek oluyor ki; oylamaya maksimum 1500 kişi katıldı, eğer sayım yolu tartışılacak kadar el kaldırılmışsa bu yüzde 40 civarında üye ibra edilmemesi yönünde oy kullandı demek oluyor ki haberlerde bunu doğruluyor. biliyoruz ki ibra edenlerin bir kısmı da beşiktaş'ta yönetimi ibra etme gibi gereksiz bir gelenek olmasından dolayı oyunu kullandı.

yapılan oylamaya katılanların büyük çoğunluğu derneklerdi yani demirören'in yanımda dediği ve otel masraflarına kadar karşılayıp istanbul'a getirdikleri. anadolu beşiktaşlılar derneği'nin (dernekler içinde sanıyorum en büyüğü) geçen seneden hikmet çetin ve ibrahim altınsay'a yakınlığını ve meclis çatısı altından daha bir çok önemli isminde bu dernekle ilişkileri biliniyor. bu yüzden bu derneğin genel desteğinin aksu'dan yana olmasını bekliyorum.

bugün, bir o kadar daha dernek oy verecek ve benim tahminim 2000 civarında olacaklar. buna demirören'in paralı askerleride dahil olunca 3000 olabilir. kongrede oy kullanabilecek 13000 üye var, eski seçimlere göre katılım çok daha yüksek olacağı belli, maksimum kişi katılsa bu aksu'nun kazanacağı demek oluyor. ama eğer katılım aksu'nun da dediği gibi 7000'in altına düşerse o zaman yandı gülüm keten helva.

cuma günü, şeref tribününe ironik bu adamın, orada olmaması dileğiyle.

26 Ocak 2010 Salı

Elma Hesabı: Kongre Heycanı

sanki 5 sezon üstüste şampiyon olacakmışız gibi bekliyorum kongrenin son düdüğünü. yeni başkan açıklandığında "amua koduuh bülent başkaan" diye bağırarak koşacakmışım gibi. her ne kadar aksu sağlam bir duruş sergilemese de muhalefet bir bir dökülse de eteğindeki çıkarları. en olmayacak adamlar bile demirören'in tarafına geçse de... gidecek bu başkan!

içlerinden bir murada ereceğiz madem, aksu olsun. diliyorum.

geriye sayıyorum günleri, kerevetine çıktığımın kongresi!! gökten bir şeyler düşecek belli masalın sonunda. belki mutlu son, belki sonun başlangıcı.
iş ki; demir mi daha ören pamuk mu göreceğiz..

umalım elma olsun düşen ve biz demirören'sizliğin çekim kuvvetini fark edelim.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Gol Olur.

Başlama vuruşunu doktor yapmıştı. Dar alanda kısa küfürleşmeler yaşadım hayatla.
İyice arkama yaslandım, skora yatıyorum. Kaleyi görünce vuruyorum. Geri çekildim ama hiç çekilmiyorum bu dakikalarda.
Hayata yabancı sınırlaması geldiğinden beri zoraki tanıdık selamı veriyorum, asist yapan oluyor tabi; "dokunsalar gol olacak gibiyim."
Yedekte beklettiğim kurtarıcı hayallerim var, sakatlandıkça aslarım, oyuna sokuyorum. Skor ne olursa olsun maçı bırakmıyorum, hayat 90 dakika biliyorum. Bittiğinde maç, sıcak bir düş alıyorum hemen, önümüzdeki maçları düşlüyorum.

hayat yuvarlak; bu güzellig hiç bitmesin.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Siz

Bir sen varmışsın, bana en yakın; dağınık duran,
Rüya kadar düşten, terleyerek uyan.


Bir sen varmışsın,
Bana siz kadar uzak.
Biz yorgandan çıkmayız,
Sen geceyi uzat.

15 Ocak 2010 Cuma

Düşbükey

düşbükey..
ötesinde, düşünden çektiğin doğrular hiçbir gerçeklikle kesişmez.
berisinde, gerçekten çekersin doğruları, hiçbir düşünle kesişmez.
berisi hayal, sonu hayalkıran.
ötesi umut, sonu yalan

14 Ocak 2010 Perşembe

Kalabalığın Aslı

Yukarı bakıyorum gökyüzü mavi değil bulanık, hatta gri...
Dumanı türüyor kalabalığın, yalan atsan yere düşmez!!
Tanıyorum sizi aslında. Gerçekten, istemsiz bu yandaşlığınıza ve onun sahteliğine inanıyorum.
Biri var tanıyamadığım. O karanlığın içinde gözümü alan.
Bir çift göz var, artık tanıyamadığım..

Bu kalabalığın
aslı;

Bir çift göz, bakıyor;
fikrimin kaçtığı bir düşün aralığından.
Korkmuş belli yalnızlığımdan.
Çocuk bu, çağırsan kaçar gider.
ses etmiyorum.

5 Ocak 2010 Salı

Oh Kabusmuş..

Bilinçsizce koşuyorum. Gitmek ister gibi atmıyorum adımlarımı. Açabildiğim kadar çok açıyorum adımlarımın arasını ama bir o kadar yakına basıyorum. Koşmaktan kastım, sanki kaçıyorum ama beni geriye çeken bir şeyler var. Daha hızlı daha sert daha sağlam basıyorum sanki bu sefer uzaklaşıyorum. Derken nefesi ensemde işte yine...

Uyanıyorum. Çok içli bir "oh be!" çekiyorum. Gözüm karanlığa alışmış olmalı, her yer aydınlık. Ama net değil. kalkıyorum, duvarlara dokunarak ilerlemeye çalışıyorum odanın içinde. "Pencere neden kapalı, açmıştım" diye sayıklıyorum. Kapının yerini biliyorum ama orada değil. Dikkatlice bakıyorum, netliyorum her yeri. Burası olduğumu sandığım yer değil. Korkuyorum aynı heyecanı duyuyorum ensemde. Sert bir el iti veriyor, paniğimi. Koşuyorum. Duvar yok. Kapıyı buluyorum, kolu buluyorum.. kilidi açamıyorum...


Kan ter içinde uyandım. Bu gece, daha demin hatta; bir kabustan bir kabusa uzandım. Bir uykudan bir uykuya uyandım. Koştum, sendeledim düştüm kalktım, son düştüğüm düşte uyuya kaldım. Boynumda bir nefesdi bu gece, çok soğuk, çok hızlı. her defasında kurtuldum sandım!..

Perdeleri ve pencereyi açmışım yatmadan, rüzgar hafifçe perdeyi titretiyor. Tavanda sokak lambası ve rüzgarın ışık oyunu. Biraz izledim, tiyatroda uykusu gelen çocuklar gibi homurdanasım var. Salyalarımı günlerdir üstümde olan tişörte sildim. Çabuk kuruması tercihim, biliyorum bir kaç gün daha üstümde olacak..

Tavanda perdenin silüeti gözüme takılıyor. Sanki koşan bir adam gibi; zayıf, uzun bir adam. "Korkmuş mu?" Bakmamaya çalışıp kendimi tuşlara konsantre etmeliyim. Tuşlar?
Tuşların yerleri değişik. Hareket ediyor. tüm harfler yer değiştiriyor. Üçü hariç hepsi bulanık ve hareketli. "K,O.. koş mu!!"

tüm gücümle koşmaya başladım ve iki metre ötede duran cama düşer adımlarla dakikalarca koştum sanki.

Artık yüzümü yalıyordu rüzgar. Tıpkı ensemdeki gibi, ağır, çürümüş, soğuk bir nefes kokusu.. Düşmeyi ve kurtulmayı planlarken, umarken, sonsuza giden bir kestirmenin içindeydim sanki. "Şimdi! Hadi şimdi!"

Uyandım. Pencere açık. Sokak lambası titreyerek yanıyor. Kalkmaya cesaret edemedim. Korkumu yumdum, uyudum.

tarih:dün gece
tlgpnr